Londra Moda Haftası’nın 17–21 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen yeni sezonunun ardından ilk katılım verileri açıklandı. British Fashion Council’ın verileri, özellikle uluslararası moda perakendecilerinin Londra’ya ilgisinin yeniden güçlendiğini gösterdi.
Beş günlük program boyunca 47 defile, 23 sunum, 10 dijital etkinlik ve 53 akşam etkinliği gerçekleştirildi. Sezonun öne çıkan gelişmeleri arasında McQueen’in 2001’den bu yana ilk kez Londra Moda Haftası programına dönmesi, Christopher Kane’in Mulberry için hazırladığı ilk koleksiyon ve Marks & Spencer’ın ilk Londra Moda Haftası defilesi yer aldı.
Uluslararası alıcı sayısı yüzde 41 yükseldi
British Fashion Council’a göre akredite alıcı katılımı geçen yılın aynı sezonuna kıyasla yüzde 19 yükseldi. Uluslararası akredite alıcıların katılımındaki artış ise yüzde 41 oldu.
Bloomingdale’s ve Chalhoub Group gibi uluslararası perakende ve satın alma kuruluşlarının temsilcileri de Londra’daki etkinlikleri takip etti. BFC CEO’su Laura Weir, uluslararası alıcı sayısındaki artışın tasarımcıların yeni pazarlara açılması açısından önem taşıdığına dikkat çekti.
İlgi arttı, sosyal medyada görünürlük düştü
Alıcıların Londra’ya dönüşüne karşın moda haftasının dijital görünürlüğünde aynı tablo ortaya çıkmadı.
Glossy’nin Lefty ve Karla Otto verilerine dayandırdığı habere göre Londra Moda Haftası hakkındaki sosyal medya paylaşımları geçen yıla göre yüzde 57 azaldı. Kazanılmış medya değeri de yüzde 24 gerileyerek 27,3 milyon dolara indi. Böylece fiziksel ticari ilgi artarken çevrim içi görünürlükte ters yönlü bir hareket yaşandı.
Podyumdan mağazaya geçiş hızlanıyor
Bu sezonun dikkat çeken bir başka eğilimi ise koleksiyonların tüketiciyle buluşma süresinin kısalması oldu.
Marks & Spencer, Londra Moda Haftası’ndaki ilk defilesinde “see now, buy now” modelini uygulayarak sergilenen ürünleri aynı anda satışa sundu. H&M de benzer bir model kullanırken, eBay ikinci el moda ürünlerini podyum ve canlı satış modeliyle bir araya getirdi.
Londra’daki tablo, moda haftalarının yalnızca marka görünürlüğü sağlayan etkinliklerden çıkıp tasarımcılar, uluslararası alıcılar ve tüketiciler arasındaki ticari bağlantının daha doğrudan kurulduğu platformlara dönüşmeye başladığını gösteriyor.
